MARY PUTNAM JACOBI VE MENSTRUASYON TABUSU/MARY PUTNAM JACOBI AND THE MENSTRUATION MYTH

Günümüzde legal şekillerde olmasa da fısıltılar ve hayatımızın çeşitli alanlarında önyargılar halinde canlılığını korumaya devam eden kadınların menstruasyon döngüleri sebebiyle mantıklı kararlar alamayacaklarına dair argüman, 19. yüzyılın sonlarına doğru gücünü medikal yayınlara ve politik çevrelere kadar taşımıştı. Amerika’da o zamanlar doktorluk yapan yalnızca birkaç kadından biri olan Mary Putnam Jacobi, bu fikre son derece karşıydı.

Harvard’da tıp eğitimi veren Doktor Edward Hammond Clarke’ın yayımladığı, “Sex in Education; or, a Fair Chance for the Girls” kitabı; adet döngüsünün kadını savunmasız, duygusal, karar verme mekanizması bozuk ve fiziksel ve mental açıdan yetersiz kıldığı fikrinin benimsendiği mevcut ataerkil toplumda büyük olasılıkla bir itirazla karşılaşmayacaktı çünkü aynı düşünceyi destekler nitelikteydi. Doktorlar bile kadın hastalarına adet dönemlerinde mental ve fiziksel olarak herhangi bir egzersiz yaparlarsa hastalanabileceklerini hatta kısır kalabileceklerini söyleyerek yalnızca dinlenmelerini tavsiye ediyor; adet olmanın beynin fonksiyonlarını limitlediği, alışılmış bir söylem olarak süregeliyordu. Dolayısıyla kadınlar yüksek eğitim görmeye uygun olmayan, üreme sistemlerine indirgenmiş, zayıf ikincil vatandaşlar konumundalardı.

Clarke’ın eseri, Mary Putnam Jacobi şeklinde beklenmedik bir engelle karşılaştı. Jacobi, Clarke gibi yalnızca doktor olmak isteyip bunun için çalışarak iş hayatına başlamamıştı; onun attığı her adım ancak tırnaklarıyla kazıyarak tamamlanabiliyordu. Kadınların da erkekler gibi gelişmiş tıp fakültelerinde okumasına olan inancından ve ısrarından hayatının sonuna kadar vazgeçmeyen Jacobi, bu menstruasyon mitini yıkmak için de en ufak korku barındırmadı ve 268 kadın üzerinde yaptığı deneylerin incelemelerini kapsayan detaylı bir araştırmanın sonucunda “The Question of Rest for Women During Menstruation” adlı eserini ortaya çıkardı. Kadınların döngü öncesi ve sonrası kas ve beyin aktivitelerini izlemiş, menstruasyonun doğasında dinlenmeyi bir gereklilik kılan hiçbir şey olmadığını saptamıştı. Üstelik adet sırasında fiziksel ve zihinsel hareketliliğin kısırlığa sebep olduğuna dair bir bulgu da yoktu. Bu kitabın varlığı, Clarke’ın kitabının medikal bir kaynak değil, sadece kadınları hayattan uzak bir biçimde eve kilitlemeye dayanak oluşturma üzerine bir girişim olduğunu kanıtlıyordu.

Jacobi, Clarke’ın araştırmalarını “deneysel kanıtlara bağlı olmayan” ve “bilimsel gerçek dışında çıkarlara hizmet eden” olarak tanımlamıştı. Bu saptamaların ne kadar doğru olduğunu bütün dünya sonradan öğrenecekti. Ancak o dönem için, bir hastasının şikayeti için verdiği egzersiz tedavisinin önceki erkek doktorun verdiği dinlenme önerisinin aksine çok daha başarılı olması, tüm söylediklerini doğrulayan bir ispat sayılabilirdi.

Birleşik Devletler’de ilk tıp diplomasına sahip Elizabeth Blackwell ile de çalışan Jacobi, yüz yirmiden fazla makale ve dokuz kitap yazmasının yanı sıra onu sonunda öldürecek olan beyin tümörünü ve akabinde gelişen süreci dikkatle inceleyen, konuyla ilgili gelecekteki araştırmalara da ışık tutacak bir kitap yazdı. Son anları da dahil olmak üzere yaşamının tümünü tıbba ve beraberinde gelen bilinmezliklere adayan Jacobi ve onun gibi birçok kadın meslektaşı, cinsiyetlerini çalışmalarının önünde bir engel sayan mekanizmaları kararlılıkla alt edip çok faydalı araştırmalar yaparak hem tarihin etkili hekimleri arasına girdiler, hem de kadın doktorlar için gelecekte çok işe yarayacak olanaklar yarattılar. Öyleyse bırakalım Jacobi’ninki gibi mücadeleler, tıpta cinsiyet tabularının hala tam anlamıyla yıkılamadığı günümüze de rehberlik etsin.



The argument which indicates that women are unable to make logical decisions because of their menstrual cycle, still protecting its existence in the form of whispers and prejudice in various parts of our lives today, had carried its power through medical literature and political circles towards the end of the 19th century. One of the few women who were working as doctors in America at that time was Mary Putnam Jacobi and she was fiercely opposed to this idea.

The book “Sex in Education; or, a Fair Chance for the Girls” published by Doctor Edward Hammond Clarke who was teaching at Harvard Medical School at that time probably wasn’t going to encounter any objections against its presence because it supported the idea of the menstruation cycle making women emotional, unable to have a rational judgement mechanism and overall mentally and phsyically inadequate which was already accepted amongst the existing male-dominated society. Even doctors were advising their female patients to only rest during their period and warned them that any physical activity could have devastating outcomes such as illnesses or infertility, so people were accustomed to recognizing menstruation as a condition that limited the brain’s functions. As a result, women were positioned as weak secondary citizens that were unsuitable for higher education and reduced to their reproductive systems.

Clarke’s work unexpectedly had to face an obstacle in the shape of Mary Putnam Jacobi. Jacobi hadn’t merely worked to become a doctor as she desired; she had to fight tooth and nail in order to be able to complete every step she took. Jacobi didn’t give up on her belief and insistence on women being able to attend advanced medical schools just like men did and she also didn’t have an ounce of fear in her to destroy the menstruation myth. Following a detailed research containing studies of experiments she performed on 268 different women, she wrote her book “The Question of Rest for Women During Menstruation”. She analyzed muscle and brain activities before and after their cycles, in result she found nothing that indicated menstruation had anything in its nature to require rest. Also, there wasn’t any evidence that physical and mental exercise during periods caused infertility. This book’s presence proved that Clarke’s recent work wasn’t a medical resource but it was an attempt to create an excuse to lock women in their houses, away from everything.

Jacobi described Clarke’s studies as “lacking experimental proof” and “serving many interests beside those of scientific truth”. Much later, the entire world was going to know just how true these statements had been. But for that time, the exercise treatment she applied to one of her patients for her symptoms had successful outcomes unlike the advice of “rest” the patient’s previous male doctor had given and this could be counted as evidence to confirm the things she said.

Jacobi, who had also worked with the first woman to receive a medical degree in the United States, Elizabeth Blackwell, also wrote a book carefully examining the brain tumor that would eventually kill her and the process it brought, which would shed light on similar research later in the future. Besides that she wrote more than 120 articles and 9 books. Just like Jacobi who dedicated her entire life (including the last moments of it) to medicine and the obscurity within it, many female colleagues of her determinedly beat the mechanisms that considered their gender an obstacle in the way of working while publishing very beneficial researches and they created opportunities for the future female doctors. Then, let’s let battles like Jacobi’s guide us today when the gender taboos surrendering us in medicine still isn’t completely diminished.



DBUSS Blog Yazarı

Elif Önemli


Çeviri/Translation:

Elif Önemli



0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
A Y R I C A   B U R A D A N   D A   
B İ Z E   U L A Ş A B İ L İ R S İ N İ Z...
İ L E T İ Ş İM
  • White Instagram Icon
  • Siyah Instagram Simge