UZAY VE İNSAN FİZYOLOJİSİ/SPACE AND HUMAN PHYSIOLOGY

12 Nisan 1961’de Yuri Gagarin Dünya yörüngesine çıktı ve uzaya çıkan ilk insan oldu. Bu başarı insanlık tarihinde yeni bir çağı yani uzay çağını başlattı. O tarihten beri 565 insan uzaya gidip geldi.

Uzay; yeryüzünden bakıldığında yıldızları, Ay’ı, ,Güneş’i, kimi zaman da bazı gezegenleri gözlemleyebileceğimiz sonsuz bir örtü; bilim kurgu filmlerinde ise hayal gücümüzü sınırsız bir şekilde kullanmamızı sağlayan bir alandır. Ama iş gerçekten oraya gitmeye gelince uzay aslında son derece tehlikeli bir yerdir. Dünya’daki yaşama göre evrilmiş olan insan vücuduna hiç iyi davranmaz. Peki insanların büyük bir çoğunluğunun imrenerek baktığı bu uzay yolculuklarında insan vücuduna neler oluyor?

Uzaya atılacak olan roket fırlatılır fırlatılmaz insan vücudunda değişiklikler başlar. İlk olarak hızlanma sırasında vücuda uygulanan G-kuvveti nedeniyle vücut ağırlığı normalden daha fazla hissedilir. Bu kuvvet kanı ayaklara doğru iter ama bilindiği üzere bilincin yitirilmemesi için kanın beyne gitmesi gerekir. Böyle bir durumun yaşanmaması için Rus Soyuz aracı gibi konvansiyonel uzay araçlarında, kalkış anında kozmonotlar bu kuvvetin etkisini göğüslerinde hissedecek şekilde konumlandırılır.

İkinci olarak da iç kulaktaki yerçekimi azlığı nedeniyle dengenin, koordinasyonun, yön duygusunun bozulmasıyla oluşan bulantı ve kusmayı örnek verebiliriz. Bu durum uzay kapsülü içerisinde kusmukların havada uçuşması gibi tatsız olaylara neden olabilir. Aynı zamanda da astronotlar ve kozmonotlar görevlerini yapamayabilirler.

Uzayda olmak kafa üstünde durmaya benzer bir his yaratır. Sıvılar vücudun üst kısmında birikir ve kalkıştan sonraki iki gün yüz şişer. Bu da burun tıkanmasına sebep olabilir.

Yerçekimsizlik kasları ve kemikleri de etkiler. Dünya’da yerçekimi olduğu için kaslar ve kemikler 7/24 yerçekimine karşı iş yapar. Uzayda ise bunu yapamayacakları için kemikler bozulmaya ve kaslar büzülmeye başlar. Bu bozulma ve büzülme olayları yavaş bir şekilde gerçekleşir ve 6-12 ay boyunca sıkıntı çıkarmaz. Ama daha uzun uçuşlarda önlemler alınmak zorundadır. Bu nedenle astronotlar ve kozmonotlar vücut ağırlıklarını koruyabilmek için her gün birer saat kardiyovasküler ve ağırlık kaldırma egzersizleri yapmak zorundadır. Bu egzersizlere rağmen yere indiklerinde yürümekte zorlanırlar. Yerçekimsiz ortam kemik erimesine de neden olacağından kana fazla miktarda kalsiyum karışır.

Yerçekimi eksikliğinin etki ettiği bir diğer unsur da bağışıklık sistemidir. Yapılan deneylerde uzayda yaklaşık bir yıl geçirmenin akyuvarların mikroplara karşı savaşma gücünün azaldığını göstermiştir. Aynı zamanda uzayda 90 dakikada bir yeni gün doğumuna şahit olmak uyku problemlerine yol açar. Ama uzayda yaşanan en tehlikeli olay radyasyona maruz kalmaktır. Astronotlar ve kozmonotlar uzay istasyonlarında Dünya’da maruz kaldıkları radyasyonun on katına maruz kalırlar. Bu radyasyon kanser riskini arttırmakla birlikte merkezi sinir sistemine de zarar verir ve davranışsal sıkıntılar ortaya çıkabilir.

Tabii yaşanan sıkıntılar sadece fiziksel değildir. Uzay boşluğunda uçan dar ve kapalı bir teneke kutu içinde yolculuk yapmak depresyon başta olmak üzere pek çok psikolojik soruna yol açabilir. Bu yüzden uzaya gönderilecek astronotlar ve kozmonotlar dikkatlice seçilmelidir.

Uzaktan bakıldığında büyülü ve güzel gözüken uzay, Star Trek’in ünlü doktoru McCoy’un da dediği gibi karanlık ve sessizliğe gömülü bir hastalık ve tehlikedir.


On April 12th, 1961 Yuri Gagarin became the first human to journey into outer space. With this accomplishment a new era arose for mankind, the space age. Since then 565 people have traveled to space and back.

Space when viewed from Earth is like an endless abyss in which you can observe the moon, sun, and sometimes even other planets. In sci-fi movies it’s a “space” where we can boundlessly let our imagination run wild. Nevertheless, when it comes to the deed of actually going there, space is quite a dangerous place. It’s particularly not kind to our bodies which have evolved to suit the life on Earth. So then, what actually happens to our bodies on these space fares that people look upon with such awe?

The physical ramifications start as soon as the rocket launches. First off, during acceleration astronauts and cosmonauts feel as if there is a significantly great escalation in their weight, which is caused by the G-force applied. This force pushes blood towards the feet although to stay conscious, blood has to reach the brain. Therefore, in conventional space crafts like the Russian Soyuz cosmonauts’ bodies are positioned in such a way that they feel the effects of this force in their chests ensuring that they won’t lose consciousness.

Secondly, because of the deficiency of gravity in the inner ear; balance, coordination, and spatial orientation gets distorted leading to nausea and vomiting. This side effect could have the unpleasant consequence of vomit floating inside the space capsule. This may lead to astronauts’ and cosmonauts’ inability to carry out their missions.

Being in space makes you feel like your head over heels, literally. Fluids redistribute and accumulate to the top of the body. Subsequently swelling occurs in the face two days post take-off. This also may be accompanied by nasal congestion.

The lack of gravity affects muscles and bones as well. On Earth where we’re under the influence of gravity, our muscles are constantly working against it. However, with the absence of gravity in space there is no weight load, ergo our muscles and bones begin to weaken and shrink. This degeneration process proceeds leisurely and problems won’t ensue for 6-12 months. Whereas precautions must be taken on longer missions. For this reason, astronauts and cosmonauts have to exercise regularly to preserve their muscle and bone mass, their regimen consists of an hour of cardio and weight training. Despite these exercises they’ll struggle to walk upon landing. Another implication of zero gravity is the increase in calcium levels in the blood from bone degeneration which may cause dangerous calcification in soft-tissue and increase the potential of kidney stone formation.

An additional health hazard exerted by zero gravity is its detrimental effect on the immune system. Researches have proven that spending about a year in space impacts our white blood cells’ ability to fight off microorganisms. Furthermore, being subjected to experience the sunrise every 90 minutes causes trouble sleeping. Yet the most dangerous occurrence in space is radiation exposure. On space stations astronauts along with cosmonauts are exposed to ten times the amount of radiation that they’re exposed to on Earth! This radiation not only increases the risk of cancer but also damages the central nervous system which may result in behavioral abnormalities.

With that being said not all problems are physiological. Traveling in the void of space inside a meager, narrow, confined tin can can take its toll. Multiple psychological afflictions can develop with depression being the most common, especially if predispositions are present. This is why astronauts and cosmonauts being sent to space must be chosen cautiously.

From afar space appears enchanting and mysterious but as Star Trek’s famous doctor McCoy said: Space is disease and danger wrapped in darkness and silence.


DBUSS Proje ve Eğitim Birimi

Nehir Usta


DBUSS Yazı İşleri

Ebru Turan



KAYNAKÇA/WORKS CITED

Uzay yolculuğu insan vücudunu nasıl etkiler?,BBC NEWS,26 Mart 2015.

Uzay Hastalığı ve Yiyecekler, acikders.ankara.edu.tr

The Human Body in Space,Laurie J. Abadie, Charles W.Lloyd, Mark J. Shelhamer, NASA Human Research Program, nasa.gov


0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
A Y R I C A   B U R A D A N   D A   
B İ Z E   U L A Ş A B İ L İ R S İ N İ Z...
İ L E T İ Ş İM
  • White Instagram Icon
  • Siyah Instagram Simge